YASASIZ GEÇEN YILLAR
BOĞULMAMAK İÇİN ÇABALAYAN SİGORTACILAR
Öyle bir sektörde çalışıyoruz ki 1990’lı yılların başından bugüne kadar bir türlü durulmadı, bir türlü sorunlarının üstesinden gelemedi.
Önce 1990 senesinde tarife rejimi ortadan kaldırıldı, serbest tarife dönemine girildi. Sektör henüz bu değişikliğe uyum sağlayamamışken çok sayıda yeni şirket piyasaya girmeye başladı.
Sektörün gelişen ihtiyaçlarını daha iyi karşılamak amacıyla 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu’nda değişiklik yapmak üzere yeni bir yasa tasarısı hazırlandı ve bu tasarı TBMM Komisyonlarında görüşülmeye başlandığı sırada acil ihtiyaç gerekçesiyle 510 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Bakanlar Kurulu’ndan geçirilerek 15.9.1993 tarihinde yürürlüğe sokuldu.
Ancak Anayasa Mahkemesi 24.1.1994 tarihinde aldığı bir kararla 510 sayılı bu Kanun Hükmünde Kararnameyi iptal etti. Sektör yeniden yasasız kaldı.
Bu iptalden sonra mevcut hükümet 1.6.1994 tarih ve 3991 sayılı Yetki Kanunu ile 539 sayılı yeni bir Kanun Hükmünde Kararnameyi yürürlüğe koydu.
Ne var ki Anayasa Mahkemesi bu sefer de 29.11.1994 tarih ve 1994/80 sayılı kararı ile 3991 sayılı Yetki Kanununu iptal etti.
539 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin dayanağı olan Yetki Kanunu’nun iptali ile ortaya daha da ilginç bir durum çıktı. Bir bakıma sektörün bir mevzuatı vardı var olmasına da bu mevzuatın dayanağı ortadan kalkmış ve sadece her başvuranın iptal ettirebileceği, var gibi gözükmekle birlikte hukuken olmayan, Kanun Hükmünde Kararname maddeleri kalmıştı.
Bu durum yıllarca böyle sürdü, bu arada çeşitli yasa tasarıları hazırlandı hatta bunlardan bir kısmı Hükümetten Meclise, Meclisten de Komisyonlara gelme başarısını gösterdi. Tasarılardan çoğu yasama döneminin bitmesi ile sonuçlanamadan kadük oldu. Yeni yasama döneminde yeni yeni tasarılar hazırlandı.
Böylece 1998 yılı başlarına gelindi. Artık gerek Hazine Müsteşarlığındaki yetkililer gerekse Birlik çalışanları olarak bizler birer yasa hazırlama makinasına dönmüştük.
Bütün sorunlar ezberlenmiş, çözüm önerileri oluşturulmuş, daha yasa maddelerinin ilk çalışmalarına başladığımızda bunca yılın birikimini sıralar hale gelmiştik.
Tam bu sırada finans sektörünü bir bütün olarak ele alma fikrinde olan Hükümetin direktifi ile Hazine Müsteşarlığı tarafından “Mali Piyasaların Düzenlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nın hazırlandığı öğrenildi.
Önceleri sektör ve onun temsilcisi olan Birlik tarafından bankacılıkla sigortacılığın benzer tarafları olmakla birlikte aslında birbirinden çok farklı yapıda olan iki sistem niteliği taşıdıkları için aynı çatı altında toplanmalarına karşı çıkıldı. Sonradan belki de Bankacılık sayesinde Sigortanın da mevzuatı olur umudu ile bu tasarıya da evet denildi ve gerek Birlik içinde gerekse Müsteşarlık yetkilileri ile sayısız toplantılar yapıldı. Bir taslak metin üzerinde tümü ile olmasa bile büyük oranda mutabakat sağlandı ve tasarının Hükümetten Meclise gönderileceği günler beklenilmeye başlandı.
Ne var ki bu aşamada da karşımıza Dünya Bankası ve IMF zorlamaları çıktı. Onlara göre; Bankalar Kanunu bir an önce çıkmalıydı, sigortacılık mevzuatı ile çok da ilgili değillerdi. Hükümetimiz bu nazik talep karşısında hemen fikrini değiştirdi ve sigortacılık kısmını yasa taslağı metninden çıkararak son derece kısa bir süre içinde Bankacılıkla ilgili yasayı önce Komisyonlardan sonra da Meclis Genel Kurulu’ndan geçirerek yasalaştırdı.
Bu son gelişmeden sonra sektör kendi dünyasına çekildi ve yasasız bir alemde boğulmamak için kendi başına ayakta kalma mücadelesi vermeye devam etti.
Bugün itibariyle gene bir yasa tasarısı hazırlandığını, hatta bu defa Fransız teknik yardımından da yararlanıldığını biliyoruz. Sektör için sadece Hazine Müsteşarlığı ve Birlik değil bunlara ek olarak Fransız Sigortacılığının en yetkili kişileri de bu işin içinde. Kurulan komitede Fransız profesörleri, aktüerleri, sigortacıları da var. Bu koşullar altında Ortak Pazar normlarına uygun bir yasa tasarısı hazırlanacak gibi gözüküyor.
Sektörün sorunu yasa tasarısı hazırlanmakla bitmiyor ki… işin bir de TBMM ve bu Meclisin komisyonları tarafı var. Bu çatı altında, sigortacılık sektörünün ne kadar tanındığına ve yaygınlaştığına tanık oluyorsunuz. Sayın Milletvekillerimizin bir kısmı daha önceki iş yaşamlarında acentelik yapmışlar veya acentelerle çok yakın ilişki içinde olmuşlar. Bu nedenle herkes sigortayı biliyor ve herkesin başka bir noktadan sigortacılarla anlaşmazlığa düşmüş olduğunu görüyoruz. Komisyonlara gittiğimizde büyük bir acente topluluğu ve onlara yakın Milletvekili grubu ile karşılaşıyorsunuz. Ben bugüne kadar ödenen tazminatlardan dolayı, mutlu olduğunu söyleyen kimseye rastlamadım. Sadece şikayet dinledim veya dinledik, tabii bunun arkasından çeşitli hakaretlere maruz kaldık. Meclis komisyonlarında savunmasızsınız. Söz verilirse konuşabilirsiniz. Buna karşılık herkesin her aklına estiği gibi konuşmasını sabırla dinlemeniz gerekir. Bu aşamada tırnaklarınızı avucunuza batırırsınız, dudaklarınızı kemirirsiniz ama konuşamazsınız. O anda sigortacılığın halk arasında pek de bilinmediğini söylediğiniz, bu nedenle Milli Eğitim politikasının içine alınmasını istediğiniz, günleri hatırlarsınız ve ne büyük bir yanılgı içinde olduğunuzu görürsünüz. Karşınızdaki herkes sigortayı kendi açısından çok iyi biliyordur. Böyle bir konumda doğru bildiğiniz şeyleri söylemek cesaretini gösterseniz de pek etkili olamazsınız. Zaten hakkınızda karar önceden verilmiştir.
Suçlusunuz!
Bu kısa açıklamayı neden yaptım, bilemiyorum, çünkü çok umutlu değilim. Ortak Pazar normlarına uygun hazırlanacağını düşündüğüm bu tasarı acaba bu görüşmelerin ışığında nasıl bir yapıya dönüşecek? Doğrusu bunu çok merak ediyorum.
Sayın yetkililerden, yaşadığımız deprem felaketleri sonunda en büyük katkının sigorta sektöründen geldiğini hatırlamalarını ve bu sektörü batırmak için değil “çağdaş uygarlık” düzeyine çıkarmak için bizlere destek olmalarını diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla,
Bilgi KONGAR