MERHABA SİGORTAYA GÖNÜL VERENLER
Yoksa kuş sevenler derneğinin saygıdeğer üyeleri mi demeliydim?
Mali sektörün en önemli kesimi olan Bankacılık, uzun süredir çok önemli ve olumsuz gelişmeler yaşıyor. Yıllardır bankalar batıyor veya içi boşalmış bir şekilde batırılıyor. Her batan banka Türk halkının kesesine el atıyor. Bu bankaların pek değerli (!) sahipleri, milletin parasını kendi parası sanarak kendi özel ve görkemli masraflarını karşılamakta kullanıyorlar. Hanlar, hamamlar, yalılar, yatlar alıyorlar. Artan olursa da yurt dışına gönderip emniyete alıyorlar. Bankaların güvenli bir şekilde çalışmasını sağlamakla görevli otoriteler ise tüm bu gelişmeleri uzaktan seyrediyorlar, değerli (!) sermayedarların iyice doyduklarına kanaat getirildiğinde, içinin tamamen boşaltıldığı kesinleştiğinde bankalarına el koyuyorlar. Batan bankalara para yatıran zavallı halkımız, bir sabah uyandığında bakıyor ki artık parasını yatırdığı o banka yok. Paralarının peşine düşüyorlar. Yetkili kamu otoriteleri bu aşamada devreye giriyorlar ve çok fazla ses çıkmasını önlemek amacıyla bizim gibi çalışanların ücretlerinden bir miktar daha kesinti yaparak insanların feryatlarını susturmaya çalışıyorlar, ödemeler yapıyorlar.
Sadece banka sahiplerinin çıkarlarına hizmet eden bu mükemmel (!) sistem, yıllardır böyle devam ediyor.
Bu duruma düşen bankalar iştigal konularına göre büyük bir yelpaze oluşturuyor. Bunların içinde;
* Ticaret ve mevduat bankaları,
* Mahalli bankalar,
* Yabancı ve yatırım bankaları,
* Kalkınma ve yatırım bankaları,
* Kamusal sermayeli bankalar
olmak üzere her amaca yönelmiş bankalar var.
1997’de Türkbank ile başlayıp 2002’de Pamukbank ile son bulan (umarım sondur) bu işlemlerin Türk vatandaşlarına ve Türk ekonomisine ölçülebilir faturası onsekiz milyar Dolar civarında. Ölçülebilir diyorum çünkü çöken bu bankaların dolaylı etkisi bu rakamın kat kat üstünde. İstihdama, üretime, güvene olan etkilerini düşünmek bile insanın içini karartıyor.
Yukarıda da değindiğimiz gibi kamu otoriteleri aynen bizim sektörümüzde olduğu gibi zaman zaman bu bankalarla ilgili karar almada gecikebiliyor ve dolayısıyla ekonomiye maddi ve manevi yük biraz daha ağırlaşıyor.
Bütün bunlar ve alınan yaptırımlar karşısında Bankalar Birliğinin bir gün ortaya çıkıp da batan bankaları savunduğunu veya en azından neden batmış olduğunu açıkladığını duymadım, okumadım. Benim gözümden kaçmış olabilir mi? Siz duydunuz mu?
Bankalar Birliğini duymadığım gibi bankaların yöneticilerinin veya bankada çalışanlarının bir gün çıkıp da Birlikleri aleyhine bir söz ettiklerini de hatırlamıyorum. Sanırım onlar kamu menfaatini kişisel kin ve hırslarının üstünde tutmayı öğrenmişler. Kendi meslek kuruluşlarına ödedikleri aidatlara sokağa atılmış bir para veya birlik personelini rahat ettirmek için (!) ödenen bir para olarak görmemeyi de öğrenmişler.
Gelelim bizim sektörümüze…
Faaliyeti durdurulan Akdeniz Sigortanın borcu, mahkemeye verilen son ve kesin olmayan rapora göre otuzyedi trilyon lira civarındadır. Kesin olmamakla birlikte Emek Sigorta’nın yedisekiz trilyon, Universal Sigortanın da yaklaşık beş trilyon liradır.
Bu paralar sigortalıların ödedikleri ve karşılığında risklerini sattıklarını zannettikleri paralardır. Burada sermayedarın batan bir parasının olduğunu sanmıyorum. Bu paralar nerede? Bunları bir şekilde yok edenler şimdi ne yapıyorlar diye hiç düşündünüz mü? Ben, benden daha rahat bir hayat sürdüklerinden eminim. Siz de böyle düşünmüyor musunuz? Sigorta yaptırdığını zannedenler ve bunun için para ödeyenler ne mi yapıyor? Sadece kara kara düşünüyorlar, çoğu zaman ağlıyorlar. Onların bankacılıkta olduğu gibi seslerini duyuracak güçleri yok. Kendi dertlerini kendileri çekiyorlar. Böyle bir durumda şirket batıranları savunmadı diye Birliği yerden yere vurmak en hafif ifadesi ile insafsızlık olmuyor mu?
Allah'tan Garanti Sigortası Hesabı, kısmen de olsa iflastan sonra bu yaraları kapatabilecek. Şirketlerin paraları ile rahat edenler (!) şimdi de aynen hasar servisleri gibi çalışmak durumunda kaldılar ve kamu adına meccanen görev yapıyorlar. Bu ek ve devlete karşı sorumluluğu büyük olan işte geceli gündüzlü çalışmanın bir tek nedeni var. O da sigorta poliçesi sahiplerinin mağduriyetlerini bir miktar hafifletmek ve sektör aleyhindeki propagandanın şiddetini düşürmek. Çok yakında sanırım, iflas eden şirketlerin Trafik Sigortaları dışındaki hasarları da teminatlar çerçevesinde Birlik tarafından tasfiye edilecek.
Eksperlik eğitimi, Türk Cumhuriyetleri seminerleri gibi gerçekten çok zaman alıcı ek işleri saymak bile istemiyorum.
Hayatım boyunca konuşmaktan ve gündeme getirmekten utandığım (az gelişmiş bir ülkenin, az gelişmiş bir evladı olduğumdan mıdır nedir?) alınan para konusu ise gerçekten hiç iç açıcı değil. Birlikte alınan paralar Genel Sekreter ve Yardımcıları için bile bırakın rahat içinde yaşamayı büyükçe bir şirketin Genel Müdür Yardımcılarının da altlarında bir düzeyde. Tabii ki burada çalışanlar silah zoruyla burada çalışmak durumunda değiller, isterlerse ayrılabilirler. Benim anlatmak istediğim şirketlerin alınterlerinin Birliktekileri rahat ettirmeye kullanılmadığı, bu tür yayınların çalışanlarda inanılmaz çöküntüler yarattığı. Tekrar soruyorum, bu kin neden? Ne yapılması isteniyor da yapılmıyor? Neden öneri getirilmeden sürekli eleştiriliyor? Yoksa sadece eleştirmek, söyleyecek şeyleri olmayanların seçtikleri kolay bir yol mu?
Sevgi ve saygılarımla.
Bilgi KONGAR