Türk Sigorta sektöründe, sigorta ve diğer ilgili mevzuatın yetersizliği; bunun sonucu farklı uygulamalar, içtihatlar ve yargı kararları sektörün hizmet verme fonksiyonunu etkilemektedir.

Ülkemizdeki genel ekonomik sıkıntılar nedeni ile sigorta sektöründe yaşanan iflas halleri yanında, bir kısım şirketlerin bazı branşlarda veya tüm branşlarda ruhsatları geçici veya sürekli olarak iptal edilmiştir. Son olarak 17.06.2003 tarihi, 4896 sayılı kanunla, Karayolları Trafik Kanunu ve Sigorta Murakabe Kanununda Değişiklik yapılmış; bu değişikliklerle Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabına yeni yükümlülükler getirilmiştir. Bu değişiklikler de göz önüne alınarak Hesabın durumunun ve geleceğinin irdelenmesinde zaruret görülmüş ve aşağıdaki yazımızla bu husustaki görüşlerimiz anahatları ile belirtilmeye çalışılmıştır.

MÜFLİS ve TASFİYEYE GİREN ŞİRKETLER KARŞISINDA YÜKÜMLÜLÜKLERİ ARTAN KARAYOLU TRAFİK GARANTİ SİGORTASI HESABI ve KAYGILAR


Günlük yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen motorlu araçların neden oldukları kazalar sonucu ölüm ve yaralanmaların artması, insan hayatını çok yakından ilgilendiren bir tehlike oluşturmuş ve bu tehlike toplumun önemli sosyal problemlerinden biri haline gelmiştir. Bunun sonucu, motorlu araçların kullanılmalarından doğan zararları araç kullananlara ve sahiplerine ödettirme yükümlülüğü yanında, zarar görenlerin korunması lüzumu hissedilmiş, motorlu araçların kullanılmasından doğan zararların bir kısmının topluma mal edilmesi gibi sosyal bir düşünce ortaya çıkmıştır. Bu suretle, zarar görenlerin tümünün korunması ve zararın ortaklaşa paylaştırılması ve iktisaden zayıf olan mağdurların uğradıkları zararların daha kolay giderilmesini sağlamak üzere karayollarında motorlu araçların zorunlu mali sorumluluk sigortası uygulamaya konulmuşur.

Karayolları Trafik Sigortası olarak isimlendirilen bu sigortanın en önemli özelliği, hemen hemen tüm ülkelerde zorunlu bir sigorta olmasıdır. Ne var ki, uyulması zorunlu olan herşeyde olduğu gibi bu zorunluluğa da uymayanlar az ya da çok her ülkede mevcuttur. Ancak, Trafik Sigortasını yaptırmama oranı, gelişmiş ülkelerde ve Avrupa Birliğine dahil bir çok ülkedere %1’lere kadar inmekte; buna mukabil ülkemizde senelere göre %3540’lara kadar ulaşmaktadır. İçişleri Bakanlığı Trafik istatistikleri ve zeyilnamelerin sayısı dikkate alındığında bu oranın daha da yüksek olduğu tahmin edilmektedir.

Trafik Sigortasını yaptırmamış araçların neden oldukları zararların giderilmesinin ve mağdurların korunmasının sosyal bir görev olduğu düşünülerek her ülkede bu zararların karşılanması için Garanti Fonu adı altında bir fon oluşturulmuştur. Ülkemizde de onbeş seneye yaklaşan bir zamandan beri Trafik Yasasında yer alan ve bir süre Hazine Müsteşarlığı tarafından yürütülen Fon’un oluşturulması ve uygulama işlemleri 2918 sayılı Trafik Kanununun bu husustaki 108inci maddesinde yapılan değişiklikle, Türkiye Sigorta ve ReasüranS Şirketleri Birliğine verilmiştir. Birlik 1998 yılının son aylarından itibaren, 108inci maddede sayılan hallerde Garanti Sigortası Hesabına vaki talepleri inceleyerek, sonuçlandırılmakta ve zorunlu mali sorumluluk sigortasına tabi motorlu araçların bu hallerde sebep olacakları zararları araç işleteninin sorumluluğuna ilişkin kurallar uyarınca geçerli teminat tutarları dahilinde karşılanmaktadır.

2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 108inci maddesine göre aşağıdaki hallerde Trafik Garanti SigortasıHesabına başvurulabilecektir.

a) Kazayı yapan motorlu aracın tespit edilmemesi durumunda kişiye gelen bedensel zararlar için;

b) Kazanın meydana geldiği tarihte geçerli olan teminat tutarları dahilinde zorunlu mali sorumluluk sigortasını yaptırmamış olan işletenlerin neden olduğu bedensel zararlar için

c) Zorunlu Mali Sorumululk Sigortasını yapan sigortacının iflası halinde sigortacının ödemekle yükümlü olduğu maddi ve bedensel zararlar için

d) 8inci maddenin (b) bendi ile 107nci maddenin son fıkrasında öngörülen durumlar için.

Ancak son olarak 17.6.2003 tarihinde kabul edilen 4896 sayılı kanunla 108inci maddenin (c) bendine ilave yapılmıştır. Buna göre “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasını yapan sigortacının mali bünye zafiyeti nedeniyle sürekli olarak bütün branşlarda ruhsatlarının iptal edilmesi” halinde de Trafik Garanti Sigortası Hesabına başvurulanabilecek ve bu durumda, ruhsatları iptal edilen şirketlerin ödeme yetersizliği Hesap tarafından karşılanacaktır. Bu çok önemli bir değişikliktir.

Zira, sigorta sektörünün uzun bir süredir içinde bulunduğu yasal boşluklar yanında, son yıllar içinde genel ekonomik krizin sektöre de yansıması ile doğan sıkıntılı dönemler, şirketlerimizi müşkül durumda bırakmış; bunlardan bazılarının Hazine Müsteşarlığınca yeni sigorta ve reasürans sözleşmesi yapma yetkisi kaldırılmıştır. Krizin etkisi ile bir kısım şirketler ise tasfiye işlemlerine girişmek, bir kısmı da borçlarını ödeyemez duruma düşerek iflasını istemek zorunda kalmış veya haklarında iflas talebi ile dava açılmıştır.

Sermaye piyasasının en önemli ayaklarından biri olan ve tamamen güvene dayanan sigorta sektörünün, bankalar gibi topluma vermesi gereken güvenin, emniyetin, özellikle geleceğe dönük olarak aranan ve istenilen teminatların sarsılmaması, sektörün başarı ile işlemesi ve gelişmesi için şarttır. Bu güven, emniyet ve hizmet gereği sağlanan teminatlar, devamlı ve muntazam bir şekilde olmalıdır. Oysa, bugün sektörde az da olsa bu konuda görülen ve saptanan yetersizlik ve aciz hali toplum karşısında imajları sağlam olan şirketleri de rahatsız etmekte ve genel güveni sarsıcı olmaktadır.

Sigorta sözleşmesi ile belli bir süre için sigorta şirketinden teminat alan sigortalı veya sigorta ettirenin, şirketin ödeme gücünü kaybetmesi karşısında teminatsız kalmasının doğurduğu güvensizlik, şirketlerin iflası halinde daha da yoğunlaşmaktadır. Sorumluluk sigortalarında bu durum çok daha kötü sonuçlar vermekte, üçüncü şahıslara karşı sorumluluğunu sigorta sözleşmesi ile teminata bağlayan sigortalı veya sigorta ettiren, sorumluluğunu doğuran bir olayda, doğrudan doğruya mağdurlarla karşı karşıya kalmakta; hakkında icrai takibat yapılmakta, mallarının haczine gidilmektedir. Sigortalının sigortayı yaptırırken, maruz kalacağı ve altından kalkamayacağı mali sorumluluğunu doğuran bir olayda, sigortacını ödeme gücünün yetersizliği veya iflas hali nedeniyle hiç de beklemediği bir sorumlulukla karşılaşması ve bu sorumluluğu sigortacısına intikal ettirerek, sigorta sözleşmesinin olanakları çerçevesinde sorumluluktan kurtulamaması, mali durumu yerinde olan, ödeme gücü yeterliliğine sahip diğer şirketler için de itibarı sarsıcı olmamakta ve sigorta etiği ile bağdaşmaz bir durumu ortaya çıkarmaktadır.

Kanun yapıcı 4896 sayılı kanunla, sigorta şirketlerinin mali bünyelerinin zayıflılığından doğan ve ruhsat iptaline neden olan tasfiyeyi gerektirir hallerde sigortalıları korumak istemiştir.

Aynı kanunla 7397 sayılı Kanunun sigorta şirketlerinin teminatın kullanılması ile ilgili 14üncü maddesinde değişiklik yapılmış ve bu maddenin birinci fıkrasına, teminat sigortalıların alacaklarına karşılık teşkil eder ve sigorta şirketlerinin ibaresinden sonra “mali bünye zafiyeti nedeniyle sürekli olarak bütün branşlarda ruhsatların iptal edilmesi hali” ibaresi eklenmiştir. 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanununda sigorta şirketlerinin feshine ve iflasına ilişkin hükümler kifayetsizdir. Sigorta şirketlerinin feshi ve iflası, bir anlamda, T.Ticaret Kanununun İcra ve İflas Kanununun hükümlerine bırakılmıştır.

7397 sayılı Kanunda sigorta şirketlerinin mali bünyesinin yetersiz kalması halinde yapılacak işlemler gösterilmiştir. Bu husustaki hükümler, anılan Kanunun 20nci maddesinde “Mali Bünyenin Güçlendirilmesi” ve 3üncü maddedeki “Ruhsat Verilmesi ve İptali” başlığı altında yeralmakta ve yetersiz kalmaktadır. 20nci maddede, bir sigorta veya reasürans şirketinin tesis etmesi gereken teminatı ya da karşılıkları tesis edememesi yahut sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirememesi veyahut şirketin mali bünyesinin sigortalıların hak ve menfaatlerini tehlikeye düşürecek şekilde zayıflayacağının herhangi bir surette tesbit edilmesi hallerde alınacak önlemler belirtilmiştir. Mali bünyeyi güçlendirmek için Hazine Müsteşarlığı ile ilgili Devlet Bakanı tarafından şirketten istenecek tedbir işlemleri yanında şirketin mali bünyesindeki zayıflamanın bu tedbirlere rağmen giderilmemesi halinde, şirkete yönetici ataması şirketin, yeni sigorta sözleşmesi yapma yetkisinin kaldırılması, şirketin başka şirket veya şirketlerce devrine karar verilmesi gibi Bakana, tasarruflarda bulunma yetkisi tanınmıştır.

Diğer yandan, aynı kanunun ruhsatın iptaline ilişkin 3nücü maddesinde sigorta veya reasürans şirketinin sigortacılık mevzuatına aykırı hareketleriyle, sigorta şirketinin emin bir şekilde çalışmasını veya sigortalıların hak ve menfaatlerinin tehlikeye düşürüldüğünün tesbiti halinde Müsteşarlığa sürekli veya geçici olarak ilgili branşta veya bütün branşlarda ruhsatları iptal olanağı verilmiştir.

Ne var ki, Kanunda sigorta sektörünü düzenleme ve denetim yetkisini haiz kamu otoritesine fesih ve iflas isteme hakkı tanınmamış, şirketlerin iflası halinde yapılacak işlemler çok kısa olarak geçiştirilmiştir.

7397 sayılı Kanuna göre sigorta şirketleri, sigorta sözleşmelerinden doğan taahhütlerine karşılık olmak üzere sigorta primleri ile orantılı olarak ve halen %15 nisbetinde teminat göstermek zorundadırlar.

Bu teminatlar sigorta şirketlerinin tasfiyesi veya iflası halinde öncelikle tesis edildiği sigorta branşındaki sigortlıların alacaklarının ödenmesine tahsis edilecek, artan kısım diğer branşlara ait bulunan teminata eklenecektir.

Bu teminatlar, sigortalıların tüm alacakları ödenmeden iflas veya tasfiye masasına dahil veya başka nitelikteki alacaklar için dava edilemeyecek veya icra takibine konu olamayacaktır.

Kanunun 22nci maddesine göre de Müsteşarlık lüzumu halinde iflas idare memurları ile tasfiye memurlarının değiştirilmesini isteyebilecektir.

Sigortalılar teminatlarla karşılanmamış olan alacakları için iflas masasına üçüncü sırada iştirak edeceklerdir.

Kanunda iflas halinde hayat portföyünün ve teminatlarının bir başka sigorta şirketi veya şirketlerine devrine ilişkin hükümler de sevkedilmiştir.

Bütün bu hükümlere baktığımız zaman, sigortacılığın güven içinde yürütülmesi, sigorta sözleşmelerinden doğan hak ve alacakların teminat altına alınması ve sigortalıların veya sigorta ettirenlerin menfaatlerinin korunması için sigorta şirketlerini denetleyen ve gözetim altında tutan Hazine Müsteşarlığına, mali durumu yetersiz, ödeme gücü kalmamış, iflası gerektiren haller içindeki bir sigorta şirketinin, feshini talep etme hakkının verilmediği görülmektedir. Oysa, 7397 sayılı kanunun yayımlandığı 21.12.1959 tarihli ilk hükümlerinde bu hususa ihtiyaç olduğu düşünülmüştür. Nitekim, anılan Kanunun o tarihteki 20nci maddesinde, sigortalıların ve diğer alacaklıların haklarını karşılayabilmek bakımından kafi teminat arzetmeyen sigorta şirketleri hakkında Bakanlıkça maddede sayılan islah tedbirlerinin alınabileceği belirtilmiş; 29nci maddede de, durumu 20nci maddede sayılan tedbirlere rağmen sigortalıların ve diğer alacakların haklarını karşılayabilmek bakımından kafi teminat arzetmemeye devam eden şirketler hakkında, Bakanlığın yeni sigorta muamelesi yapmaktan men kararı verebileceği gibi fesihlerine hükmolunmak üzere selahiyetli mahkemeye de başvurabileceği hükme bağlanmıştır. Bu konudaki 21nci madde, 15.9.1993 tarihli 510 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin 30uncu maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, daha sonra bu kararnamenin yerine uygulamaya giren 16.6.1994 tarihli 539 sayılı kararnamede de yerini almamıştır.

Kanımızca, bu durum oldukça önemli bir boşluk doğurmuş ve haksız uygulamaya yol açacak zemin oluşturmuştur. Zira, yukarıda da değindiğimiz gibi İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre, sigorta şirketinden çok küçük bir alacağı olan kimse şirketin iflasını isteyebilirken, sigorta şirketinin aciz hale düştüğünü saptayan, aldığı ve aldırttığı önlemlere rağmen bu durumun düzelmediğini gören ilgili Bakanlığa bu yetkinin tanınmamsı büyük haksızlık ve tüketici menfaatlerinin korunmasına engel bir husustur. Kaldı ki, Almanya, Avusturya, İsviçre gibi ülkelerde iflas isteme hakkı yalnız sigorta sektörünü denetleyen otoriteye verilmiştir, iflasa göre tasfiye ise genel hükümlere göre yapılmaktadır.

Karayolu Trafik Sigortası Hesabının görev ve yükümlülüklerini gösteren 2918 sayılı Kanunun 108/c maddesi hükmü bugün için uygulamada en önemli rolü oynayan hükümdür. Bu hükme göre zorunlu mali zorunlu mali sorumluluk sigortasını yapan sigortacının iflası halinde sigortacının ödemekle yükümlü olduğu “maddi ve bedensel zararlar” Hesap tarafından ödenecektir. 4896 sayılı Kanunla Tasfiyeye giren şirketler de bu hükmün içine alınmaktadır.

Halen üç şirketin iflas halinde olması ve bazı şirketlerin de tasfiyeye girmesi ve girecek durumda olması madde hükmünün uygulanması üzerinde önemle durulmasını gerektirmektedir.

Ülkemizde Trafik kazalarından doğan zararlarda; bedensel zararlardan ziyade maddi zararlar önemli bir yer tutmaktadır. Ödenen tazminatların yüzde 90’ı maddi zararlara dönüktür. İflas eden şirketlerin bu tür tazminatlarının ödenmesi, sigorta sektöründe sahte hasar talepleri ve poliçeleri; muflis şirketlerde şirket varlığından bir şey kapabilmek için yapılan sun’i veya hileli alacak talepleri, Trafik Garanti Sigortası Hesabını zor durumda bırakacaktır. Bu durumdaki sigorta şirketlerinin hasar/prim münasebetleri ve muallak hasarları dikkate alındığında durum ürkütücü boyutlarda olmaktadır. Sorun da buradadır.

Kasko yolu ile gelen şirketlerin rücu talepleri ile bu miktar daha da büyümüştür.

Trafik Garanti Sigortası Hesabının mevcutları, doğacak tazminat taleplerini karşılamayacak durumda olursa, ödemeler nasıl yapılacaktır? Yukarıda değindimiz durumlar ve Hesabın Birlik nezdinde oluşturulması nedeniyle, Birliğin de, Trafik Garanti Sigortası Hesabında, mali bakımdan sorumlu olduğu yolunda yapılacak başvurular karşısında ne yapılacaktır? Konunun önemli yanları bunlardır.

Devlet Bütçesinden Birliğe veya Trafik Garanti Sigortası Hesabına aktarma yapılabileceği hususunda hiçbir hüküm yoktur.

Fonun kaynakları sigortalı ve sigorta şirketlerinden alınan toplam primlerin %3’ünden oluşmaktadır. Burada Devlet Bütçesinden hiçbir aktarım yapılmamaktadır.

Yukarıda da değindiğimiz gibi, gelişmiş ülkelerde sigortasız araç sayısı %1’lere kadar inmektedir. Ülkemizde senelerden beri %3040’lara varan sigortasız araç sayısı, Hesabın, sigorta yaptıranlarca finanse edilmesine ve sigortasız araçların Hesabı, istismar etmelerine yol açmaktadır. Hesabın, ana amacının bedensel zararları karşılamak olduğu 108inci maddenin diğer fıkralarından açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle kaynağı kısıtlı olan fonun ana amacı olan bedensel zararları karşılama ile ters düşen maddi zararların karşılanması yolundaki yükümlülüğün madde metninden çıkarılması yerinde olacaktır.Aksi takdirde tazminatlarda büyük nispette yer tutan maddi zararların ödenmesi, kaynak itibariyle hesabı zayıflatacak, Hesap’da mali birikim olmadığı takdirde Hesabı ödeme yapamaz duruma getirebilecek, basiretsiz idareleri ile sigorta şirketini tasfiye veya iflasa götüren şirket yönetici veya hissedarlarını teşvik edecektir.


    Diğer yandan Karayolları Trafik Kanununun 8inci maddesi ile Sağlık Bakanlığı tarafından, trafik kazası geçirmiş kişilere acil olarak yapılan harcamaların sigorta teminat limitlerinin üstünde kalan kısmının da Hesap tarafından ödenmesi; Hesabı, ödemelerde ayrıca zor durumda bırakacak hususlardan biridir.

Bizim burada önemle üzerinde durmak istediğimiz husus şudur:

Karayolu Trafik Garanti Sigorta Hesabına aşırı yükümlülükler getirilmeye başlanılmıştır. Uzun bir zamandan beri oluşan bu Hesap’taki fonlar, geçmiş yıllarda Hesabın fonksiyonunun ve yükümlülüğünün dar bir alanda kalmış olması nedeniyle birikmiş; ne var ki mevzuat değişiklikleri ile Hesabın yükümlülüğünün artması sonucu bu fonlardan ödemeler hızla artmaya başlamıştır.

Son olarak, 4896 sayılı kanunla mali bünye zafiyeti nedeniyle sürekli olarak bütün branşlarda ruhsatları iptal edilen şirketlerin trafik sigortasından doğan yükümlülükleri de Hesaba bindirilmiştir. Basiretsiz yöneticilerin neden olduğu iflas yanında, şirketin mali bünye zafiyetine neden olan şirket yönetiminin sorumsuz denilebilecek tutumlarından doğan ruhsat iptali ve bunun sonucu şirketin tasfiyesine gidilmesi halinde, Hesap, şirketin tazminat borçlarını ödeyecek; bu borçlarından kurtulan şirketin aktifinde dolayısıyla bir fazlalık olacaktır.

Türk Ticaret kanununun 447nci maddesine göre tasfiye halinde bulunan şirketin borçları ödendikten sonra kalan mevcudu, esas mukavelede aksine bir hüküm olmadıkça pay sahipleri arasında ödedikleri sermayeler ve paylara bağlı olan imtiyaz hakları nispetinde dağıtılır.

Bu madde ve 4896 sayılı kanun hükmü dikkate alındığında, tasfiyeye giren şirketin Trafik Sigortasından doğan borçlarının Trafik Garanti Sigortası Hesabınca ödenmesi sonucu şirketin varlığında oluşabilecek artışlar, sermayedara dağıtılacaktır. Hesabın, muhakkak, şirket tasfiyesinde alacaklı olması ve tasfiye halindeki şirketten payını alması lazımdır. Aksi takdirde, büyük haksızlık olacaktır. Konu ihtilaflara neden olacak genel hükümlere bırakılmamalıdır.

En önemli hususlardan biri, kaynağı sigortalılardan alınan primlerden oluşan ve Devlet bütçesinden hiçbir yardım olmayan Trafik Garanti Sigortası Hesabının bitmez, tükenmez bir fon gibi görülmemesi ve bu fonun ana amacının, kazaya neden olan sigortasız veya hüviyeti saptanamayan araçların neden olduğu zararların karşılanması için ihdas edildiğinin gözden uzak tutulmamasıdır.

Aksi takdirde, durum Hesabın geleceği için kaygı verici olacak; iflasa veya mali zafiyet nedeniyle ruhsatların sürekli iptaline neden olan şirketlerin basiretsiz yöneticilerini ve sermayedarlarını nasılsa bizim adımıza Hesap öder düşüncesi içinde, sorumsuzluğa itecektir.

Zihni METEZADE